10 Bin Yıl Öncesinden Bir Adet Okunmamış Mesajınız Var: “Başka bir toplum mümkün”

“Batı Kapadokya’nın İlk Yerleşikleri” olarak bilinen Aşıklılılar, biraradalık motivasyonunu kaybetmeden yüzlerce yıl birlikte yaşamayı başarmış bir topluluktur. Bu uzun zaman dilimi boyunca artan nüfus, dış dünyayla etkileşim, teknolojideki yenilikler, ölü gömme uygulamaları, mimari, beslenmedeki dönüşümler gibi yavaş ve aşamalı gerçekleşen değişimlere rağmen, topluluk paylaşımı temel alan yaşam biçiminden ödün vermemiştir. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce yaşamış olan Aşıklı topluluğu, kurduğu yaşam biçimiyle günümüz toplumunun kendi varlığını, düşünce yapısını, örgütlenme biçimlerini ve toplumsal kimliğini sorgulaması adına adeta bir rehber niteliği taşımaktadır.

Aşıklı Höyük, zaman içerisinde değişen bilimsel yaklaşımların ve araştırma yöntemlerinin uygulandığı 30 yıla yakın araştırma tarihçesiyle öne çıkar. Yerleşmedeki ilk dönem kazı çalışmaları 1989 yılında yenilikçi ve evrensel yaklaşımıyla arkeoloji dünyasına yön veren Prof. Ufuk Esin başkanlığındaki kurtarma kazıları ile başlamıştır. İkinci dönem kazı ve araştırma çalışmaları ise 2006 yılından bu yana Prof. Mihriban Özbaşaran ve Dr. Güneş Duru’nun yönetiminde, yeni sorular ve güncel yaklaşımlar çerçevesinde disiplinlerarası ve çokuluslu bir proje olarak sürdürülmektedir. Aşıklı’daki yaşamın resmedilmeye çalışıldığı bu kısa anlatı, sayısı 25’i aşan bilimsel yöntem ile farklı uzmanlık alanlarından elde edilen sonuçlardan derlenmiş bir ekip çalışmasının ürünüdür.

Bu yazı Melis Uzdurum tarafından 2018 yılında kaleme alınmış, ilk kez anamedblog.com’da yayınlanmıştır.


Aşıklılıların, Melendiz Dağları’ndan doğarak Ihlara Vadisi’ne doğru akan Melendiz Nehri kenarında geçen yaşamı MÖ 9. bin yılın sonuna doğru başlar ve 8. bin yılın ikinci yarısına dek kesintisiz olarak devam eder. Yeterli yağış miktarı ve su kaynakları, yakın çevredeki geniş yapraklı korular, step ve çayır otları çeşitli bitki ve hayvan türlerine zengin bir doğal ortam sağlar. Melendiz dağ grubunun yamaçlarından doğan Melendiz suyu, Aşıklı’nın güney, batı ve kuzeyini dolaşıp, burada dar bir alüvyon vadisi oluşturarak yerleşimcileri tarıma yönelik faaliyetler için cesaretlendirirken, bugünkü Ihlara Vadisi çevresindeki ormanlık alanlar topluluğun yakacak olarak kullandığı, soğuk kış gecelerinin koruyucusu olan meşe ağaçlarının da kaynağıdır. Yerleşmenin kurulduğu 50 km uzunluğunda ve ortalama 20 km genişliğindeki volkanik alanın sağladığı obsidyen başta olmak üzere, bazalt, kireçtaşı, tüf, andezit, kum taşı gibi hammaddelerin varlığı, eşya ve alet yapımı için geniş bir yelpaze sunar.

Hasan Dağı

Aşıklı sakinleri gündelik, mevsimlik, yıllık faaliyetlerini bu zengin doğal çevreye ve iklimsel koşullara uyumlu bir şekilde organize eder. Yerleşikliğin ilk zamanları, soğuk ve yağışların olmadığı mevsimlerde zamanlarının büyük çoğunluğunu barınakların arasında konumlanmış açık alanlarda deri işleyerek, obsidyen yongalayarak, boncuk, bız, kap, sepet gibi eşyaların yapımı, besin hazırlığı gibi faaliyetlerle geçiren topluluk, yüzyıllar içerisinde bu gündelik faaliyetlerini zemin üstüne inşa ettikleri konutların damlarının üzerinde gerçekleştirmeye başlar. Topluluğun bazı sakinleri yerleşme yerine yürüme mesafesinde olan Melendiz Nehri ve çevresinde balık tutar, su kuşları avlar, ocakların inşası için yüzeyi kısmen düz çaytaşları toplar; bazıları ise yakın çevrede beslenme, yağ çıkartma, ateş yakma ve tutuşturma gibi kimi temel gereksinimler için çitlembik, mercimek, bezelye, karaburçak, çeşitli fıstıkgiller ve baklagillerin, yemiş ve meyvelerin toplayıcılığını yapardı. Koyun/keçi, sığır, geyik, yaban domuzu, tilki ve tavşan gibi büyük ve küçük hayvanların özellikle bol etli olan kısımları yerleşmeye taşınarak burada işlenirdi. Aşıklının ilk yerleşikleri avcı toplayıcı bir yaşam sürüyorlardı, diğer yandan yerleşme içerisinde etrafını çevirdikleri alanlarda koyun/keçiyi kontrol altında tutmaya başlamışlardı ve tahılların küçük ölçekte de olsa tarımı yapılıyordu. Bu ilk tecrübeler, yüzyıllar içerisinde ise koyun/keçinin evcilleştirilmesi ve tahıl tarımının beslenmelerindeki rolünün artması ile dönüşüm geçirecekti.

 Yerleşikliğin ilk zamanları, 9. bin yılın ikinci yarısı

Güneşli ve kuru havalar kerpiç barınakların inşası, bakım ve onarımı için de elverişli zamanlardır. Topluluk, yağış rejimine uymamasına karşın kışın nemli ve sıcak, yazın serin bir ortam sunan kerpici yapı malzemesi olarak büyük bir kararlılıkla yüzyıllarca kullanmışlardır. Yılın bu dönemlerinde elle biçimlendirilmiş, dökme, çoğu zaman da kalıp tekniğiyle hazırlanan ve katkı olarak hayvan dışkısı ve çeşitli bitkilerin kullanıldığı kerpiçler güneş altında kurutulurdu. Yağışların az olduğu bahar ve yaz ayları uzun yolculukların yapılması için de elverişli zamanlar olmuş olmalıydı. Yaklaşık 40 km uzaklıktaki obsidyen kaynakları, Kıbrıs adasından Güneybatı Asya’ya dek geniş bir değiş/tokuş ağının merkezi olmuştur. Aşıklılılar, bu kaynaklardan temin ettikleri obsidyen bloklara kaynağında ön form verdikten sonra yerleşmeye getirir ve tamamını yerleşme içerisinde yongalayarak aletlere dönüştürürdü. Aletler her ne kadar gereksinim, bilgi ve beceriler doğrultusunda yüzyıllar içerisinde değiştirilmiş, çeşitlendirilmiş olsa da, daima gündelik yaşamı kolaylaştıracak ürünler olmuştur. Benzer şekilde bir tür volkanik kayaç türü olan ignimbritler de kaynağında parçalanmış halde bulunup, yerinde biçimlendirilmekte, ardından yerleşmeye getirilerek -özellikle 8. bin yılda- ocakların etrafını sınırlandırmak için kullanılırdı.

Kasım ve Aralık aylarında iyice soğuyan hava bölgeye kar getirir. Kar ve soğukla birlikte damlarda ya da açık alanlarda geçen gündelik yaşam zorunlu olarak bina içlerinde sürdürülür. Yılın bu dönemleri, bir arada yaşamanın getirdiği stresin en çok arttığı zaman aralığıydı belki de. Toplu halde yaşamayı özümsemiş olan Aşıklılılar, yerleşikliğin ilk zamanları zemine açılan çukura oval formda inşa edilmiş kerpiç barınaklarında, sonraki yüzyıllarda ise zemin üzerine yapılmış tek ya da çok odalı konutlarında kalabalık gruplar halinde vakit geçirmekteydi. Esas yaşam alanları ocaklı mekanlar olan yerleşme sakinlerinin ateş yerleri etrafında dönen hareketliliği yalnızca pişirme organizasyonu ile sınırlı kalmamış, ocakların etrafı grup halinde oturulup vakit geçirilen, insanların birbirlerine hikayelerini anlattığı, tecrübelerini paylaştığı, birlikteliklerini güçlendiren bir paylaşım alanına dönüştürülmüştür.

Günümüz köy yaşamının kurulduğu 8. Bin yıl yaşamı (Deneysel Aşıklı Evleri)

Günümüz köy yaşantısına benzer bir yaşamın kurulduğu dönemde (8. bin yıl) yerleşme dokusu bitişik nizamlı, birbirinden dar sokak ve geçitlerle ayrılan binalardan ve bina gruplarının meydana getirdiği mahallelerden oluşur. Binalar ortalama 50 yılda bir yenilenmiştir. Yenileme faaliyetlerinde eski binanın temel olarak kullanılıp, üzerine plan, büyüklük ve iç yapı ögeleri değiştirilmeden yeni bir bina yapılması esastır. Yine bu dönemde konut alanından geniş bir çakıllı yolla ayrılan bir yapı kompleksi inşa edilmiştir. Yakılarak ve söndürülerek elde edilen kireç tabanı, sarı ve kırmızı renklerde boyanmış taban ve duvarları, bina dışına uzanan kanalı olan özel bir yapı, kuzeyine taş duvar örülmüş, iç avlulu, kerpiç döşemeli, tabanı 300 kez yenilenmiş başka bir yapı, komünal fırınlar, tandırlar, yaban sığırı gibi iri ve bol etli hayvanların yoğun tüketildiği bir mekan, üzerine yaban sığırı kemiklerinin yerleştirildiği aşı boyalı bir platformun bulunduğu bir diğer mekan bu yapı kompleksine özgüdür. Yerleşmenin bu kesimi, insanları “ev” dışında bir araya getiren, toplu besin tüketimi, ziyafet ve ritüeller için düzenlenmiştir.

Bina ve bina gruplarının ne zaman inşa edileceğine karar verilmesi, iş bölümü, toprağın temin edilmesi, taşınması, katkı malzemelerinin tercihi ve oranının hesaplanması, kerpicin karılması, taban ve duvarların sıvanması, kirecin yakılması ve söndürülmesi gibi riskli işler, yakılacak odunların taşınması, iri hayvanların yerleşmeye getirilmesi gibi bir dizi eylem kurallı bir iş gücünün ürünüdür. Benzer şekilde kalabalık bir insan grubu tarafından kullanılan özel amaçlı yapılar alanında gerçekleştirilen toplu tüketimler, ziyafet ve ritüellerin düzenlenmesi, önceki satırlarda sözü geçen gündelik ve mevsimsel işlerin tamamlanması da toplumsal iş bölümüne ve dayanışmaya bağlıdır. Bu sırada uyuşmazlıklar, toplumsal stres, hastalık, ölüm gibi konularda ciddi kararların alınması gerektiği durumlar da doğmuş olmalıdır.

Böylesi bir iş gücünün ve faaliyetlerin organize edilmesi için kurulan sosyal organizasyonun belki de en can alıcı boyutu liderlik ve karar alma sürecidir. Aşıklı’da yüzyıllara yayılan iskan sürecinde, liderlik ve karar alma sürecinin kolektif olarak gerçekleştirildiği anlaşılır. Her grupta yaş, zeka, bilgi, beceri bakımından ağırlığını koyan bireyler fikir ve önerilerini ifade etmek ve ortak bir karara varmak konusunda öne çıkabilirler. Örneğin ava ne zaman çıkılacağını, avlanıp yerleşmeye getirilen hayvanların nasıl paylaşılacağını ava çıkan grup ya da o gruptaki tecrübeli bireyler yönlendiriyor olabilir. Nitekim özellikle köy yaşamının kurulduğu dönemde toplumsal rol ve gruplar belirginleşmeye başlar. İlginç olan Aşıklı’da toplumsal rollerdeki bu çeşitliliklerin, ön plana çıkan kişiliklerin hiç bir zaman baskın ve görünür olmamasıdır. Cinsiyetler ya da bireyler arasında tahakküm altına alma gayesi, etkin bir pozisyon elde etme gibi davranışlara işaret eden hiç bir bulgu yoktur.

Avcı-toplayıcı-yerleşik Aşıklı yaşamını hareketli kılan kaynak çeşitliliği, bir arada yaşamanın beraberinde getirdiği toplumsal baskı, yaşam pratiklerinde sorunları çözmeye yönelik bir sistem ihtiyacını arttırmış, hane gruplarının bileşimlerindeki esnek işleyiş çatışma ve uyuşmazlıkların giderilmesi için toplumsal bir stratejiye dönüştürülmüştür. Kendisini sürekli yenileyen birlikteliklerin oluşturduğu bu örgütlenme biçimi, keskin değişiklikler karşısında karşılıklılık ilkesine dayalı bir yaşama kolaylıkla uyarlanmıştır. Bir arada yaşam, bir eylem olmanın ötesinde gerek insan-çevre, gerekse insan-toplum ilişkisini düzenleyen bir arabulucudur. Bu birlikteliğin formülü paylaşımın sürekliliğine bağlıdır. Topluluğun sosyal örgütlenme mekanizmalarında esas olan paylaşımdır. Yiyecek, eşya ve bilgi paylaşımı belirli kurallar dahilinde, özenli ve mütevazi bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Topluluğu oluşturan bireyler, sahip oldukları eşyalarını, bilgilerini, emeklerini ve de yaşanmışlıklarını neredeyse 35 kuşak boyunca aktarabilmişlerdir. Topluluktaki üretim, denetim, iş bölümünün bu karmaşık yapısına rağmen liderliğe yönelik rekabetin olmayışı, paylaşımın tek merkezde toplanmasının önüne geçmiş olmalıdır

Günümüzden 10 bin yıl önce yaşamış Aşıklı sakinlerinin bu yaşam biçimi ve motivasyonu bugün, dinlemeye hazır olan herkese “başka bir dünyanın mümkün olduğunu” fısıldar.